Psikanalizin sahibinin kim olduğu sorusu şu an bize garip gelebilir; fakat bu, psikoloji tarihinin anlaşılması güç konularından biridir. ‘On the History of the Psychoanalytic Movement’ kitabında Freud, psikanalizin yaratıcısının kendisi olduğundan ve psikanalizi kendisinden başka kimsenin daha iyi bilmediğinden bahseder. Freud burada yazdıklarıyla, Jung ve Adler’in psikanaliz terimini kullanmayı bırakmalarını ister.
Adler, Freud’un bu ihracına, alternatif bir topluma ‘The Society for Free Psychoanalytic Research’ ismini koyarak cevap verir. Adler, Freud tarafından çok kırılsa da, bunun kurumsal bir konu olduğunu, bireysel bir konu olmadığını vurgular. Eğer Adler’in Freud’a olan tepkisi yanlış olsaydı, Adler ‘Psychoanalysis’ terimini kullanmayı bırakacaktı. Adler’in tersine Jung, kendini tamamen hayattan çeker. Jung, IPA (International Psychoanalytic Association) başkanlığı ve üniversite profesörlüğü de dâhil olmak üzere bütün kurumsal pozisyonlarından çekilir. Ayrıca Jung, Zurich psikanalitik toplumundan da ayrılır ve hayata dönmenin tek yolunu analitik psikolog olmakta bulur. Ellenberger, Taylor ve Shamdasani, Jung’ın psikanaliz dışındakilere de önemli derecede ilgi ve yöneliminin arttığını belirtirler.
Jung’ın Freud ve IPA ile olan deneyimi, derin organizasyonel sonuçlara yol açmıştır. Jung, düşünce ve tutumlarını değiştirdikten sonra da kendi çalışmalarını ileri götürebilecek yeni organizasyonel yapılar bulmak zorunda kalır. Bu yapılar, kendi fikirlerinin kalitesine ve o zamanki ihtiyaçlara cevap verici nitelikte olmalıdır. Ayrıca bu yapılar, kaçınılmaz olarak Jung’ın psikanalizle ilgili yaşadığı travmayı yansıtır. Bu yapılar gelişirken, travmanın etkisiyle psikanalizle çatışan ve belirsizliklerin olduğu yönler olur; bu da bazı ayrılıklara sebep olur.
Freud’un Jung’ı saf dışı bırakmaktaki kararlılığı, Jung’ın düşüncelerini takip edenleri azaltmaz; hatta Jung’ın sadık takipçileri mücadele etmeye devam ederler. Fakat diğerleri Jung’ı efsanelerin ve rüyaların popüler yazarı olarak görürler, ayrıca onlar Jungcı kuruluşların ve Jung’ı takip eden pratisyenlerin farkına varabilirlerdi. Freud tarafından Jung’a karşı başlatılan mücadele daha da ağır bir hale gelir. Öyle ki dil, analitik psikolojiyi dışarıda bırakır. Sosyal savunmanın, psikanalize iz bırakan sınırları koyma amacıyla yapılan, görünmez, sağlamlaştırılmış mücadelesi başarıya ulaşır. Ayrıca bu sınırlar psikanalizin bütünlüğünü ve merkez fikirlerini tehlikeye sokar. Jung çok fazla ileri gidebilen uyarıcı figür olarak kalır. Ayrıca Jung, neyin kabul edilebileceğinin tehlikeli sınırlarını belirleyen kişi olmuştur.
Jung’ın kendi çalışmalarını ilerletmek ve desteklemek için kurduğu organizasyon ‘Psychological Club’tır. Jung bunu ‘grup psikolojisindeki sessiz deney’ olarak adlandırır. II. Dünya Savaş’ından sonra analitik psikolojideki resmi profesyonel eğitime, Jung isteksiz olarak başlar. Yaşlılığı ve hastalığı onun rıza göstermesine sebep olur. Jung’ın Psikolojik Kulübü’yle psikanaliz arasında hep bir fark olmuştur ve ikisi de birbirleriyle yarışmaya zorlanırlar.
Referans:
Eisold, K. (2002). Jung, Jungians, and Psychoanalysis. Psychoanalytic Psychology, 19, 501–524.
Makaleyi özetleyen: Tuba Kocatepe
psikanaliz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikanaliz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Aralık 2010 Pazar
Makale Özeti: Psikanalitik Teori ve İnsan Coğrafyası
Pskianalitik teori, 19. Yüzyılın sonlarına doğru Sigmund Freud tarafından düzenlendi. Psikanaliz, insan zihninin ve insanın sıkıntılı durumlara verdiği psikolojik tepkilerin üzerine çalışılan bir teoridir.
Psikanaliz; çocuk yetiştirme, eğitim ve popüler kültür alanları üzerinde çok etkilidir.
Bilinçdışı, psikanalizin en önemli ve tanımlayıcı unsurudur. Freud’a göre, insan zihninin sadece çok az bir kısmı bilinebilir. Zihnin en büyük kısmı, bilinçli kısmın dışında kalan saklanmış, bastırılmış düşüncelerdir. Bu saklanmış - itilmiş düşünceler ve anılar; rüyalar, dil sürçmeleri ve klinik bir yöntem olan “serbest çağrışım” ile bilinç seviyesine çıkar. Bilinçdışı, deneyimler için bir depo vazifesi görür; burada düşüncelere ve duygulara ulaşılamaz ve bilinç tarafından bastırılır.
Freud bu teoriyi yaklaşık 50 yıl içinde geliştirdi. Her çalışmada olduğu gibi bu teoride de boşluklar vardır. Ayrıca Freud, bu kuramı geliştirirken başka çalışmalardan da esinlenmiştir.
İnsan coğrafyası üzerine çalışanlar bazı amaçlar için psikanaliz ile ilgilenmişlerdir. Buna Jacquelin Burgess’i örnek verebiliriz. Burgess, psikanalizin bir çeşidi olan grup analizini -kişiler ile sosyal çevrenin ilişkisi üzerine çalışılan bir psikanaliz çeşidi- geliştirerek, çevresel değişkenlerin kişiler üzerindeki etkisini keşfetmeyi kolaylaştırmıştır.
Bazı araştırmacılar ise insanın öznelliğini ve onun uzamsal formunu hesaplamak için psikanalitik teorileri kullanmışlardır.
19. yüzyılda Freud, bastırılan bilinçdışı materyallerinin çoğunlukla cinsel nitelikli olduğunu ve bastırılan cinsel dürtülerin bilinç düzeyine çıktığında kişiye en fazla zararı vereceğini öne sürmüştür. Kuralcı heteroseksüel erkeklik ve kadınlık terimlerini Freud, aranan fiziksel amaçlar olarak kuramlaştırmıştır. Freud’un teorisindeki cinsiyet ve cinsel kimlik terimleri çok tartışılmıştır, aynı zamanda Freud’un teorisi neyin içten gelen neyin kişisel ve neyin kültürel olduğunu anlamak için kaynak olarak da kullanılmıştır. Bu sebepten dolayı bazı feministler, psikanalizin bazı kısımlarını kendi teorileri -cinsiyet ile uzay arasındaki karşılıklı etkilenme- için kullanmışlardır.
Referans:
Bondi L. (2007), Psychoanalytic theory, Institute of Geography. The University of Edinburgh, 5, 1-7.
Makaleyi özetleyen: Mine Yazıcı
Psikanaliz; çocuk yetiştirme, eğitim ve popüler kültür alanları üzerinde çok etkilidir.
Bilinçdışı, psikanalizin en önemli ve tanımlayıcı unsurudur. Freud’a göre, insan zihninin sadece çok az bir kısmı bilinebilir. Zihnin en büyük kısmı, bilinçli kısmın dışında kalan saklanmış, bastırılmış düşüncelerdir. Bu saklanmış - itilmiş düşünceler ve anılar; rüyalar, dil sürçmeleri ve klinik bir yöntem olan “serbest çağrışım” ile bilinç seviyesine çıkar. Bilinçdışı, deneyimler için bir depo vazifesi görür; burada düşüncelere ve duygulara ulaşılamaz ve bilinç tarafından bastırılır.
Freud bu teoriyi yaklaşık 50 yıl içinde geliştirdi. Her çalışmada olduğu gibi bu teoride de boşluklar vardır. Ayrıca Freud, bu kuramı geliştirirken başka çalışmalardan da esinlenmiştir.
İnsan coğrafyası üzerine çalışanlar bazı amaçlar için psikanaliz ile ilgilenmişlerdir. Buna Jacquelin Burgess’i örnek verebiliriz. Burgess, psikanalizin bir çeşidi olan grup analizini -kişiler ile sosyal çevrenin ilişkisi üzerine çalışılan bir psikanaliz çeşidi- geliştirerek, çevresel değişkenlerin kişiler üzerindeki etkisini keşfetmeyi kolaylaştırmıştır.
Bazı araştırmacılar ise insanın öznelliğini ve onun uzamsal formunu hesaplamak için psikanalitik teorileri kullanmışlardır.
19. yüzyılda Freud, bastırılan bilinçdışı materyallerinin çoğunlukla cinsel nitelikli olduğunu ve bastırılan cinsel dürtülerin bilinç düzeyine çıktığında kişiye en fazla zararı vereceğini öne sürmüştür. Kuralcı heteroseksüel erkeklik ve kadınlık terimlerini Freud, aranan fiziksel amaçlar olarak kuramlaştırmıştır. Freud’un teorisindeki cinsiyet ve cinsel kimlik terimleri çok tartışılmıştır, aynı zamanda Freud’un teorisi neyin içten gelen neyin kişisel ve neyin kültürel olduğunu anlamak için kaynak olarak da kullanılmıştır. Bu sebepten dolayı bazı feministler, psikanalizin bazı kısımlarını kendi teorileri -cinsiyet ile uzay arasındaki karşılıklı etkilenme- için kullanmışlardır.
Referans:
Bondi L. (2007), Psychoanalytic theory, Institute of Geography. The University of Edinburgh, 5, 1-7.
Makaleyi özetleyen: Mine Yazıcı
Makale Özeti: PSİKANALİZ HAKKINDA
Psikanaliz; insan doğası, motivasyonu, hareketleri, gelişimi ve deneyimlerini kapsayan bir teori olmakla beraber, psikolojik sorunların tedavisi için kullanılan bir yöntemdir.
Psikanaliz; her insanın tek olduğunu; insanın düşüncelerini ve eylemlerini etkileyen dış faktörler olduğunu; geçmiş yaşantının ve deneyimlerin, geleceği şekillendirdiğini vurgular.
Psikanaliz; insanların duygularını ve hareketlerini etkileyen, ancak farkında olmadıkları faktörleri inceler. Bu faktörler bilinçdışı olduğundan, arkadaşlarımız veya ailemizdeki insanların tavsiyelerini uygulamak, kişisel gelişim kitapları okumak, gerekli yardımı veya ferahlamayı sağlamaz. Psikanaliz tedavisinde, bu faktörlerin ilk yaşandığı zamana dönüş yapılır, bu faktörlerin zamanla nasıl değiştiği karşılaştırılır ve böylece kişiye bugünkü hayatında gerçeklerle başa çıkabilmesi için yardım edilir.
Hastanın iç yaşantısını analiste açması için, terapinin başlarında analist ve hasta birlikte güvenilir bir ilişki kurarlar; çünkü bu yaşantılar, içinde acı ve/veya utanç veren anılar barındırabilir.
Genel olarak psikanalizde hasta, haftada 4 seans alır, bir kanepeye uzanır ve aklından ne geçiyorsa açıkça söyler. Bu terapide, kişinin daha önceden bastırılan düşüncelerinin, anılarının ve duygularının farkına varması sağlanır. Analist, görüşmeler sırasında kişinin bir durumdan ne çıkardığını inceleyerek; kişiye farklı açılardan düşünmesi, hissetmesi ve davranması için yardımcı olur. Tedavinin ileriki yıllarında kişi, iç yaşantısıyla mücadele verir; bu iç yaşantılar analistle birlikte sürekli gözden geçirilir.
Psikanalizde analist, yalnızca hasta konuşurken müdahale etmesi gereken yerlerde veya hastanın söylediklerine eklenmesi gereken bir şey olduğunda konuşur; bunun dışında çoğunlukla hasta konuşur. Genelde insanlar üstünde durulacak, konuşulacak konuların analist tarafından belirleneceğini, problemlerini nasıl çözecekleri hakkında tavsiye alacaklarını bekledikleri için başlangıçta psikanaliz insanlara tuhaf gelebilir. Ancak, düşüncelerin kişiyi nereye götürdüğünü kendi başına görmesi, analitik sürecin en önemli kısmıdır. Psikanalizde analist tavsiye vermek yerine; kişiyi zorlayan durumların altında yatan içgüdüleri, bir durum karşısında hissettiği duyguları, yaptığı hareketleri neden yaptığını ve neden hissettiğini kişinin daha iyi anlaması üzerine çalışır.
Psikanaliz, yetişkinler dışında -özel bir eğitim sonrasında- çocuklara ve ergenlere de tedavi olarak uygulanır. Çocuklara uygulanan psikanalizde de yetişkinlere uygulanan psikanaliz ile aynı yöntemler uygulanır.
Psikanaliz, birçok insanın yaşadığı zorlukları, rahatsız edici duyguları hafifletmek için etkili bir tedavi biçimidir.
Kişisel bir analiz olmasına rağmen bazı noktalarda kimlerin psikanaliz tedavisi alabileceği genelleştirilebilir. Terapinin faydalı olabilmesi için öncelikle kişinin kararlı ve azimli olması gerekir. Kişi; arkadaşları, eşi, işi ve hobileri sayesinde problemlerinin etkisini bir miktar azaltmış olabilir ancak yinede uzun süreli bozukluklar –depresyon, cinsel iktidarsızlık ve fizyolojik bir bulgusu olmayan fiziksel rahatsızlıklar- ortaya çıkabilir.
Çoğu insan iş hayatında ya da ikili ilişkilerinde yaşadığı problemlerden dolayı analiste başvururlar. Bazı insanlar ise değiştiremeyeceklerini fark ettikleri zararlı davranışları düzeltmek için başvururlar. Bazı insanlar da karakterlerinin seçimlerini ve kararlarını etkiledikleri için analize ihtiyaç duyarlar. Bazıları, sebebi belirsiz huzursuzluk ve boşluk hisseder ve bu yüzden analist ile görüşür. Sorun ne olursa olsun, hastanın dayanıklılığı ve hayat şartları, sorunları anlamak için büyük etkendir.
Referans:
Makaleyi özetleyen: Mine Yazıcı
Psikanaliz; her insanın tek olduğunu; insanın düşüncelerini ve eylemlerini etkileyen dış faktörler olduğunu; geçmiş yaşantının ve deneyimlerin, geleceği şekillendirdiğini vurgular.
Psikanaliz; insanların duygularını ve hareketlerini etkileyen, ancak farkında olmadıkları faktörleri inceler. Bu faktörler bilinçdışı olduğundan, arkadaşlarımız veya ailemizdeki insanların tavsiyelerini uygulamak, kişisel gelişim kitapları okumak, gerekli yardımı veya ferahlamayı sağlamaz. Psikanaliz tedavisinde, bu faktörlerin ilk yaşandığı zamana dönüş yapılır, bu faktörlerin zamanla nasıl değiştiği karşılaştırılır ve böylece kişiye bugünkü hayatında gerçeklerle başa çıkabilmesi için yardım edilir.
Hastanın iç yaşantısını analiste açması için, terapinin başlarında analist ve hasta birlikte güvenilir bir ilişki kurarlar; çünkü bu yaşantılar, içinde acı ve/veya utanç veren anılar barındırabilir.
Genel olarak psikanalizde hasta, haftada 4 seans alır, bir kanepeye uzanır ve aklından ne geçiyorsa açıkça söyler. Bu terapide, kişinin daha önceden bastırılan düşüncelerinin, anılarının ve duygularının farkına varması sağlanır. Analist, görüşmeler sırasında kişinin bir durumdan ne çıkardığını inceleyerek; kişiye farklı açılardan düşünmesi, hissetmesi ve davranması için yardımcı olur. Tedavinin ileriki yıllarında kişi, iç yaşantısıyla mücadele verir; bu iç yaşantılar analistle birlikte sürekli gözden geçirilir.
Psikanalizde analist, yalnızca hasta konuşurken müdahale etmesi gereken yerlerde veya hastanın söylediklerine eklenmesi gereken bir şey olduğunda konuşur; bunun dışında çoğunlukla hasta konuşur. Genelde insanlar üstünde durulacak, konuşulacak konuların analist tarafından belirleneceğini, problemlerini nasıl çözecekleri hakkında tavsiye alacaklarını bekledikleri için başlangıçta psikanaliz insanlara tuhaf gelebilir. Ancak, düşüncelerin kişiyi nereye götürdüğünü kendi başına görmesi, analitik sürecin en önemli kısmıdır. Psikanalizde analist tavsiye vermek yerine; kişiyi zorlayan durumların altında yatan içgüdüleri, bir durum karşısında hissettiği duyguları, yaptığı hareketleri neden yaptığını ve neden hissettiğini kişinin daha iyi anlaması üzerine çalışır.
Psikanaliz, yetişkinler dışında -özel bir eğitim sonrasında- çocuklara ve ergenlere de tedavi olarak uygulanır. Çocuklara uygulanan psikanalizde de yetişkinlere uygulanan psikanaliz ile aynı yöntemler uygulanır.
Psikanaliz, birçok insanın yaşadığı zorlukları, rahatsız edici duyguları hafifletmek için etkili bir tedavi biçimidir.
Kişisel bir analiz olmasına rağmen bazı noktalarda kimlerin psikanaliz tedavisi alabileceği genelleştirilebilir. Terapinin faydalı olabilmesi için öncelikle kişinin kararlı ve azimli olması gerekir. Kişi; arkadaşları, eşi, işi ve hobileri sayesinde problemlerinin etkisini bir miktar azaltmış olabilir ancak yinede uzun süreli bozukluklar –depresyon, cinsel iktidarsızlık ve fizyolojik bir bulgusu olmayan fiziksel rahatsızlıklar- ortaya çıkabilir.
Çoğu insan iş hayatında ya da ikili ilişkilerinde yaşadığı problemlerden dolayı analiste başvururlar. Bazı insanlar ise değiştiremeyeceklerini fark ettikleri zararlı davranışları düzeltmek için başvururlar. Bazı insanlar da karakterlerinin seçimlerini ve kararlarını etkiledikleri için analize ihtiyaç duyarlar. Bazıları, sebebi belirsiz huzursuzluk ve boşluk hisseder ve bu yüzden analist ile görüşür. Sorun ne olursa olsun, hastanın dayanıklılığı ve hayat şartları, sorunları anlamak için büyük etkendir.
Referans:
Makaleyi özetleyen: Mine Yazıcı
6 Kasım 2010 Cumartesi
Makale Özeti: FREUD’UN HAFIZASI SİLİNDİ
Geçtiğimiz 20 yıldan bu yana Freud ve Psikanalizin öldüğüne dair birçok yazı yazıldı. Bu makale, öldü denilen psikanalizin aslında ne olduğunu ve tedavi sürecindeki uygulamalarını incelemek için yazılmıştır.
Sigmund Freud, psikanaliz hakkında yazdığı bütün makalelerinde; hafızanın, semptomların oluşmasında ve tedavi sürecindeki etkisi üzerinde durmuştur. Freud’un hafıza konusundaki bulguları daha sonra geliştirilen birçok teoriye ve bulguya ışık tutmuştur.
Freud ilk olarak nörofizyoloji dalında, hafıza ve hafıza kaybı (aphasia) konusunda çalışmıştır. Hastalığın semptomlarının psikolojik boyutunu gördükten sonra psikoloji alanına yönelmiştir.
Psikanalizin temelleri, histeri hastalığı üzerine yapılan araştırmalarla atılmıştır. Freud, hastalığa sebep olan nedenlerin hastanın kendisine sorulması gerektiğini ve yanıtı hastanın bildiğini düşünüyordu. Fakat zamanla, problemin özünü bilmediklerini görmüştü. Bunun üzerine Freud, histeri hastalığını iki bölüm olarak tanımladı: biri, probleme neyin sebep olduğunu bilmeden ve hiçbir fiziksel sebebi olmadan felç olma, kör olma ya da bayılma gibi semptomlar gösterme; diğeri ise istenmeyen problemi bastırma (repression). Bu bastırma, kişinin problemle başa çıkma stratejisidir ve bastırılan materyaller bilinçten bilinçdışına gönderilir. Zaten bu yüzden psikanalistler bilinçdışı üzerine çalışırlar. 1915’te Freud’un yayımladığı makalesinde, bastırmanın özü; değiştirilmek istenen duyguları, düşünceleri ve olayları bilinçten uzak tutma olarak tanımlanıyordu. Bu yüzden bastırmayı bir kaçış olarak görüyor ve patolojik bir mekanizma olarak tanımlıyordu. Çünkü bastırma, kişinin bilincini sınırlıyor, bilinçdışındaki problemler de kişinin ruhsal yapısını ve somatik sistemini olumsuz yönde etkiliyordu. Travma teorisi de bunun bir göstergesi olduğu için Freud, bu konu üzerinde de çalışmıştır. Hatta hastaların geçmişte yaşadığı travmaları araştıran ve dinleyen ilk hekim Freud’dur. Freud’un, hastalarından dinlediği hikâyelerinden; kişilerin yaşadığı kötü deneyimlerin bastırılması sonucunda psikolojik rahatsızlıkların başladığı ortaya çıkmıştır. Tabi bu, rahatsızlıkların travmadan hemen sonra meydana çıktığı anlamına gelmez. Semptomlar çok sonra da ortaya çıkabilir. Terapi sürecinde; hipnoz, serbest çağrışım, rüya analizleri gibi yöntemlerle bilinçdışına ulaşılabilir.
Freud’un en önemli bulgusu bilinçdışıdır. Diğer önemli bulgularından biri ise aktarım (transference), yani terapist ve hasta arasındaki ilişkidir. Bu sayede hasta geçmişi hatırlar, tekrar etmiş olur ve bunu terapiste aktarır. Böylelikle geçmişteki problem, terapistle çözülmüş olur. Buna da karşı-aktarım (countertransference) denir. Psikanalistlerin bütün bu tedavi aşamalarında üzerinde çalıştıkları nokta; hastaların geçmişte yaşadığı olayların yasını tutmamalarından ve bastırmalarından dolayı kaynaklanan sorunlardır.
Freud’un en önemli keşfi olan hafıza, halen günümüzde üzerinde çalışılan bir konudur. Psikanaliz, psikiyatri, sağlık psikolojisi, sinir bilimi, travma gibi konular üzerinde çalışanlar tarafından da araştırılmaktadır. Birçok bulgu, Freud’un bir asır önce keşfettiklerini doğrulamaktadır.
Knafo, D., (2009). Freud’s Memory Erased, Psychoanalytic Psychology, , Vol. 26, No. 2, 171–190
Makaleyi İngilizce'den tercüme eden ve özetleyen: Esra Baştürk
Sigmund Freud, psikanaliz hakkında yazdığı bütün makalelerinde; hafızanın, semptomların oluşmasında ve tedavi sürecindeki etkisi üzerinde durmuştur. Freud’un hafıza konusundaki bulguları daha sonra geliştirilen birçok teoriye ve bulguya ışık tutmuştur.
Freud ilk olarak nörofizyoloji dalında, hafıza ve hafıza kaybı (aphasia) konusunda çalışmıştır. Hastalığın semptomlarının psikolojik boyutunu gördükten sonra psikoloji alanına yönelmiştir.
Psikanalizin temelleri, histeri hastalığı üzerine yapılan araştırmalarla atılmıştır. Freud, hastalığa sebep olan nedenlerin hastanın kendisine sorulması gerektiğini ve yanıtı hastanın bildiğini düşünüyordu. Fakat zamanla, problemin özünü bilmediklerini görmüştü. Bunun üzerine Freud, histeri hastalığını iki bölüm olarak tanımladı: biri, probleme neyin sebep olduğunu bilmeden ve hiçbir fiziksel sebebi olmadan felç olma, kör olma ya da bayılma gibi semptomlar gösterme; diğeri ise istenmeyen problemi bastırma (repression). Bu bastırma, kişinin problemle başa çıkma stratejisidir ve bastırılan materyaller bilinçten bilinçdışına gönderilir. Zaten bu yüzden psikanalistler bilinçdışı üzerine çalışırlar. 1915’te Freud’un yayımladığı makalesinde, bastırmanın özü; değiştirilmek istenen duyguları, düşünceleri ve olayları bilinçten uzak tutma olarak tanımlanıyordu. Bu yüzden bastırmayı bir kaçış olarak görüyor ve patolojik bir mekanizma olarak tanımlıyordu. Çünkü bastırma, kişinin bilincini sınırlıyor, bilinçdışındaki problemler de kişinin ruhsal yapısını ve somatik sistemini olumsuz yönde etkiliyordu. Travma teorisi de bunun bir göstergesi olduğu için Freud, bu konu üzerinde de çalışmıştır. Hatta hastaların geçmişte yaşadığı travmaları araştıran ve dinleyen ilk hekim Freud’dur. Freud’un, hastalarından dinlediği hikâyelerinden; kişilerin yaşadığı kötü deneyimlerin bastırılması sonucunda psikolojik rahatsızlıkların başladığı ortaya çıkmıştır. Tabi bu, rahatsızlıkların travmadan hemen sonra meydana çıktığı anlamına gelmez. Semptomlar çok sonra da ortaya çıkabilir. Terapi sürecinde; hipnoz, serbest çağrışım, rüya analizleri gibi yöntemlerle bilinçdışına ulaşılabilir.
Freud’un en önemli bulgusu bilinçdışıdır. Diğer önemli bulgularından biri ise aktarım (transference), yani terapist ve hasta arasındaki ilişkidir. Bu sayede hasta geçmişi hatırlar, tekrar etmiş olur ve bunu terapiste aktarır. Böylelikle geçmişteki problem, terapistle çözülmüş olur. Buna da karşı-aktarım (countertransference) denir. Psikanalistlerin bütün bu tedavi aşamalarında üzerinde çalıştıkları nokta; hastaların geçmişte yaşadığı olayların yasını tutmamalarından ve bastırmalarından dolayı kaynaklanan sorunlardır.
Freud’un en önemli keşfi olan hafıza, halen günümüzde üzerinde çalışılan bir konudur. Psikanaliz, psikiyatri, sağlık psikolojisi, sinir bilimi, travma gibi konular üzerinde çalışanlar tarafından da araştırılmaktadır. Birçok bulgu, Freud’un bir asır önce keşfettiklerini doğrulamaktadır.
Knafo, D., (2009). Freud’s Memory Erased, Psychoanalytic Psychology, , Vol. 26, No. 2, 171–190
Makaleyi İngilizce'den tercüme eden ve özetleyen: Esra Baştürk
Etiketler:
nörofizyoloji,
psikanaliz,
Sigmund Freud
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
