13 Aralık 2010 Pazartesi

Makale Özeti:Erich Fromm’un Kişilerarası Psikanalize Etkisi

Fromm’a göre hastalarla çalışmak yaratıcılık gerektiren bireysel bir süreçtir. Ona göre her analist-hasta ilişkisinde analistin yaratıcı olması gerekir. Aynı zamanda Fromm, günümüzdeki klasik psikanalizin ciddi psikolojik rahatsızlıkları olan, bundan acı çeken insanlara yardım etmek için faydalı olabilecek bir yöntem olmadığını öne sürmüştür.
Klasik analizlerde olduğu gibi, analistin boş bir ayna görevine sahip olmasını Fromm reddetmiştir. Bunun yerine, analizin hem hasta hem de analistin hayatı ve yaşamayı seviyor olmalarıyla bir anlam kazanacağını söylemiştir. Fromm; yaşama olan bu tutkulu sevginin, tedavinin en önemli şartı olduğuna inanmıştır. Ve bu kişileri “biyofilik” olarak adlandırmıştır. Freud’un söylediği gibi bilinçaltında sadece saldırgan ve akıldışı dürtülerin olmadığını, aynı zamanda yaşamaya ve dünyaya olan tutkulu sevginin de önemli olduğunu öne sürmüştür.
Fromm’a göre her insan biyofilik olma potansiyeline sahiptir. Bu potansiyel analiz sürecindeki analist ve hasta arasındaki diyalog sayesinde ortaya çıkabilir. Fromm, hastaların tedavi olabilmeleri için onlara acı veren şeylerin farkına varmaları ve hayattan ne beklediklerini tespit etmeleri gerektiğini söylemiştir.
Analiz için bir başka önemli gereklilik ise analistin aşırı duygusal olmamasıdır. Kibar olmak hasta bir insanı iyileştirmez. Hastanın üstüne çok fazla düşmeden düşünceli ve kibar bir şekilde konuşmak gerekir. Fromm, hastanın mutsuzluklarını ve acılarını analistin duygusal yaklaşımlarından rahatsız olmadan anlatabilmelerini gerektiğini söylemiştir.
Fromm’un kişilerarası teoriye en büyük etkisi, onun hastanın deneyimlediği her şeyi analistin de deneyimlemesi gerektiğine inanmasıdır. Yalnızca, hastasının yaşadıklarını çok iyi anlayıp hissedebilen bir analist hastasının kendisi gibi bir insan olduğunu anlayabilir. Bu sayede analist, hastasını sadece sorunlar toplamı olarak algılamaz. Kişilerarası düşüncenin yapı taşı, bütün insanların birbirine benzer olduğu bilincine sahip olmaktır.
Psikoanalitik tedavide bir başka önemli faktör ise, terapistin canlandırıcı ve neşelendirici bir niteliğe sahip olmasıdır. Terapötik atmosferin sıkıcı, ağır ve cansız olması analizi de etkiler.
Makalede Fromm’un rüyalar, cinsellik, kaygı ve serbest çağrışım kavramlarıyla ilgili düşüncelerine de yer verilmiştir. Fromm’a göre rüyalar; çocukluk hatıralarının geri gelmesi olarak algılanmamalıdır. Rüyalar kişinin dün yaşadığı; fakat farkında olmadığı şeylerdir. Rüyalar kişiliğin hem akıl dışı hem de güzel taraflarını açığa vurur. Rüyalar, kişisel deneyimlerdir. Ve rüyaları anlayabilmek “şimdi” ve “burada” yı anlamakla mümkündür.
Fromm, kaygının sebebinin belirsizlik ve çaresizlik olduğunu savunmuştur. Kendini güçsüz ve çaresiz hisseden biri kaygılanır veya panik yaşayabilir. Serbest çağrışım, bilinçaltındaki bir materyali bilince taşımanın yoludur. Bazı insanlar serbest çağrışımı, hastaya çok fazla soru sormak sanırlar. Fromm’un hastadan beklediği anlık çağrışımlardır. “Aklına ne gelirse söyle” demek yerine “şimdi aklında ne varsa söyle” demeyi tercih etmiştir. Çünkü “şimdi” diye ifade etmek, daha anlık cevaplar almamıza yarayacaktır. Hastalar gibi analistler de serbest çağrışım yapabilmelidirler. Aslında analistin anlık yorumları, onun serbest çağrışımlarıdır.


* “Fromm’s Impact on Interpersonal Psychoanalysis: a Well Kept Secret
Carola Mann, New York, USA” makalesinden özetlenmiştir.

Makaleyi özetleyen: Duygu Uzuner

Hiç yorum yok: